Türklük

Türk Meselesi

<< Başlangıcında, Doğu – Batı ayrımından başlayıp, Hıristiyan – İslâm ayrımcılığıyla devam eden ve Batı’nın amansız ” barbalar ” sendromuyla taçlandırdığı ” Türk Meselesi ” konunun temelini oluşturmaktadır. Burada her ne kadar ” İslâm ” olgusu bir dini, kültürel ve ayrılık fenomeni olarak algılansa da, bu fenomen geçici bir vak’a fakat, Türk olgusu, asla geçici bir fenomen değildir. Çünkü mevcut İslâm ve şiddet olgusunun tarihi kaynakları Endülüs Emevilerinin, İspanya’dan atılmasıyla ve Arap – İslâm tarihi I. Dünya paylaşım savaşıyla Orta-Doğu’da teslim alınmıştır. Bu noktada herhangi bir varlık göstermekten uzak, lapalaşmış bir hayat tarzına mahkûm Arap İslâmı, Batı için köklü bir düşman olamaz. Batı’nın bu anlamdaki düşmanlığı, zaten İslâm Arab’a değil, doğrudan doğruya, Hıristiyanlığı geçersiz kılan Hz. Muhammed’e ve onun öğretilerini her şeye rağmen referans kabul eden canlı, enerjik, idealleri olan İslâm Türklere karşıdır.

Bu sebeple, günümüzde Avrupa kalelerine karşı yönelen veya yöneltilen saldırıların emperyalizmin provokasyonları bir yana bırakılırsa, en iyimser yanıyla geçici ve mevzi bir hadisedir. Hatta bu tür eylemler bir süre devam etse bile bu gerçek değişmeyecektir. Oysa diğer yanda, sosyal – psikolojinin Türkler adına ortaya çıkardığı bir gerçek var ki, o da; bütün bütün uluslararası emperyalizmin dayatmalarına ve ağır taarruzlarına rağmen, bir şekilde ve ne adına olursa olsun ‘’ Türkler ‘’ içinde yaşadıkları yabancı ve baskın toplum ve kültür atmosferi içinde bile, (bütün olumsuzluklara rağmen) kendini yeniden tamir edip, yenileyerek, kendi ufuk algısı boyunca, yeni hamlelere, yeni hedeflere doğru hareket edebilme gücünü kendinde bulmuş olmasıdır. Bu anlamda Türkiye uzmanlarından sayılan oryantalist gazeteci, Hugh Pope, Türkiye başta olmak üzere, hemen hemen Türk Dünyası coğrafyasını gezdikten sonra yaptığı değerlendirmede, Türklerin petrolden, pamuğa, askeri gelenekten, bölücü çatışmalara, AB’den, IMF’nin ağır programlarına kadar ele aldığı çalışmasında, çoğu Türklerin aleyhinde karar ve uygulamaları içeren ağır uluslararası baskılara rağmen, Çin’den Hollanda’ya, Almanya’dan, Belçika’ya kadar uzanan geniş coğrafya üzerinde, iş kuran, okuyan, yerleşen Türklerdeki yeni hedef arayışlarını (bu ne için olursa olsun) sanki bitmemiş veya yarım kalmış bir ‘’ Viyana Seferi ‘’ ile açıklaması oldukça dikkat çekicidir. >> (KOÇ, Rasim, Kıbrıs Olayları, s. XXXII, XXXIII)

Emperyalizmin temel bakış açısı kutuplu ve çıkar çatışmasına dayalı bir dünya tablosudur. Ayrıca bağımlılık ekonomik olmanın ötesinde siyasi, ideolojik ve kültürel öğeleri de içerir. Dünya tek bir pazar haline gelen, ekonomisi güçlü olanın daha da güçlendiği, gelişmekte olan ülkelerin ucuz iş gücünü ve hammadde kaynaklarını sömürerek o ülkeler üzerindeki hâkimiyetini attırdığı bir dünya devletidir. Zira insanların birçoğunun iradeleri ile değil uluslararası sermaye tarafından yönetilmesi küreselleşenin dünya değil yalnız sermaye olduğunu bize göstermektedir. Bu sermaye dünyanın her yerinde istediği gibi üretim yapabilmek, istediği gibi mal ve hizmet satmak dahası sıcak parasını bütün dünyada istediği gibi dolaştırmak ve en yüksek kâr oranı nerede ise oraya yatırmak amacındadır. Bu amaca giden yolda da bilgi üretme ve yayma özgürlüğü küreselleşme sürecinde mukaddes sayılmaktadır. ABD,  Irak savaşı ile bölgeye sözde demokrasi getirmek için yola çıkmıştı ancak demokrasi dışında her şeyi getirdi. Büyük Ortadoğu Projesi ABD emperyalizminin Ortadoğu’yu sömürgeleştirme projesidir. Ekonomik sömürgecilikle birlikte en tehlikelisi de kültür emperyalizmidir; söz gelimi, her millet kendini kalkındırırken diğerlerini düşünüyor olsa bu anlamda küreselleşme iyi bir amaç olabilirdi.

Türk milletinin her tür baskıya maruz kaldığı meselelerin üstesinden gelebilmesi için Türk toplumunun her bir bireyinin özünde milli tarih, milli kültür dahası milli şuuru çok güçlü olmalıdır. Vatan, bayrak ve ecdat sevgisi en yüksek seviyede olup, istiklaline, varlığına, toprak bütünlüğüne, milli benliğine, örf ve adetlerine, dinine ve bayrağına düşman olan bütün unsurlarla son nefesine varıncaya kadar (daha anlamlı bir dünya için) mücadele etmelidir. Nitekim Türk Milleti, dünyaya, geçmişte olduğu gibi bundan böyle de sevgi, adalet ve düzen getirecektir. Çünkü o, globalleşen, küreselleşen, kutuplaşan dünyaya rağmen insanlığa karşı duyduğu sevgi ile bölünmez bir bütündür. Ve sonsuza dek yaşayacaktır!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu