Genel

Dikiş Makinesi Hikâyesi

1851 yılında karlı bir kış günü .. New York’un ünlü eğlence merkezi Broadway’da << Orpheum >> Tiyatrosu kulislerinde büyük bir telaş hüküm sürüyor, görevliler hazırlıkların geceki temsile kadar bitmesi için çırpınıyorlardı. Bir ara kostümleri dikmekte olan iki dikişçi kızın hıçkıra hıçkıra ağladıklarını görenler etraflarına toplanarak sebebini sordular .. Kızlardan Hattie burnunu silerken bir taraftan da anlatmaya koyuldu. Oynayacak olan operada başrolü alan sopranonun elbisesi temsile iki saat kaldığı halde tamamlanamamıştı ve bu gidişle yetiştirilmesine de imkân yoktu.

Kalabalık arasında orta boylu esmer bir adam kızlara yaklaştı ve << Bütün sebep bu mu? >> diye sordu .. << Verin o elbiseyi bana, sihirli bir hüner gösterecek ve yarım saat sonra dikilmiş olarak teslim edeceğim. >> adam elbiseyi aldı, kızlar şaşırmış beklemeye koyulmuşlardı. Gerçekten de tam yarım saat sonra geldi, elbise dikilmiş, hazırdı .. Bu esmer adamın adı İsaac Singer’di. Amerika’ya Hollanda’dan göç etmişti. Mekaniğe ve keşiflere karşı büyük merakı vardı. Önceleri küçük bir atölye açmış, işini genişleterek Boston’da ufak bir fabrika kurmuştu. Burada yaptığı makinelerle kısa zamanda tanınmıştı. Şimdi elinde kendisi tarafından imal edilmiş bir dikiş makinesi vardı ve bunun reklamını yapmak üzere New York’a gelmiş, << Orpheum >> Tiyatrosu müdürüyle anlaşmış, temsil edilecek olan << Martha >> adlı operanın bir sahnesinde gösteri için izin almıştı. Eserin gösteri için seçilen sahnesi İngiltere’de Richmond Panayırında geçiyordu. Panayıra bir sürü kız katılıyor, koro halinde << Dikiş bilirim, yemek bilirim >> sözleriyle başlayan bir şarkı söylüyorlardı. Gece temsil bu şarkı ile bittikten sonra durdu ve sahnede birdenbire Mr. Singer göründü. Yanında büyükçe bir makine vardı.

Halka döndü ve kim kendisinden daha çabuk dikiş dikerse 20 dolar vereceğini söyledi. Sahneye gülüşmeler arasında bir kız çıktı. Kendisi New York’un en çabuk dikiş diken terzisiydi. Seyircilerin bağırmaları çağırmaları arasında yarış başladı. Kız elle dikişini diktikten sonra Mr. Singer kumaşı makinesine sürdü ve aynı süre içinde tam iki misli uzunlukta bir parçayı dikiverdi.

Bu başarı üzerine salon alkıştan inlerken bu defa sahnede iri yarı bir adam belirdi. Adı Elias Howe’du, dikiş makineleri hakkında bilgi sahibiydi ve şu anda Mr. Singer’in elindeki makine de kendi patentiydi. Bu sözler üzerine salon birdenbire karıştı. Bağırmalar çağırmalar ancak operanın temsiline devam edilmek suretiyle kesilebildi.

Hâlbuki tiyatronun kapısı önünde büyük bir tartışma oluyor, avukatı George Bliss’i getirmiş olan Mr. Howe, Mr. Singer’i kendi buluşunu çalmakla suçlandırıyordu. Avukat Bliss bu suçun karşılığında büyük bir tazminat istemekteydi. Hiddetli konuşmacılar bir süre devam etti ve her iki taraf da mahkemede buluşmak üzere ayrıldılar.

Duruşmalar üç sene kadar sürdü. 1854 yılında Mr. Singer’in avukatı Clark çok önemli bir keşifte bulundu. Dikiş makinelerine merakı olan bir ihtiyarı tanımıştı. Adamın adı Walter Hunt’dı. Hunt on iki yıl önce bir dikiş makinesi yapmış, planını Elias Howe’a vermişti. Adam Singer ve Clark’ı alarak evine götürdü. Tavan arasına çıkardı ve orada duran paslı bir makineyi gösterdi. Bu mekikli bir dikiş makinesiydi ve şüphesiz mahkemenin kararı üzerinde büyük önemi olacaktı. Yine bu arada pek çok insan dikiş makinesini kendisinin bulduğunu iddia ediyor, gazetelerde bu konuda haber ve iddialar yayınlanıyordu. Nitekim mahkemenin son duruşmasında bir masanın üzerinde başka şekillerde tam on iki makine sıralanmıştı. Yargıç ve savcının işi güçleşmiş, kararda tereddüde düşmüşlerdi. Uzunca bir müzakereden sonra yerlerini aldılar ve yargının sonucunu bildirdiler; Elias Howe davayı kaybetmişti.

Günlük hayatımızda en çok kullanılan, en gerekli araçlardan biri olan dikiş makinesi icatlar tarihinde bulucularının çokluğuyla başlıbaşına bir yer tutar. Bu alanda bilinen ilk isim Barthelemy Thimonier adlı bir Fransız terzisidir. 1793 yılında doğan Thimonier’nin makinesi kumaşa batıp çıkan kancalı bir iğneyle ilmikler yapıyor, düzenli aralıklarla dikiyordu.

Bu dikiş için tek iplik kullanılıyor, pek de sağlam olmuyordu. Buna rağmen dört yıl boyunca siparişlerini bu ilkel araçla dikmiş, bir yandan da geliştirmeye çalışmıştı. 1830 yılında bir patent aldı ve makineyi seri halinde yapmaya koyuldu. Fakat bunu kızlı erkekli binlerce dikişçi haber alınca durum değişti. Bir gün yüzlerce genç Thimonier’nin atölyesine hücum ederek makinelerini parçalayıp, pencereden fırlattılar. Ekmeksiz kalmaktan ürken dikişçilerin bu gözdağı Thimonier’yi korkutmadı. Makinesini geliştirmeye devam etti. 1845 de dakikada 200 ilmik yapmayı başarmış, bunu birkaç yıl sonra 300 e çıkartmıştı. Aracı 1851 Londra Sergisinde teşhir etti.

Aynı yıllarda Amerika’da pek çok kimse aynı cins makineler üzerinde çalışıyor geliştirmek için uğraşıyorlardı. Thimonier’nin prensibi üzerinde devrim sayılabilecek buluşu 1857 de Gibbs adlı bir makinist yaptı. Gibbs’in iğnesinin ucunda bir delik vardı. İplik buradan geçerek kumaşa dalıyor, altta bulunan bir döner çengel ipliği yakalayarak ilmeği atıyor ve sağlamlaştırıyordu. Bu prensip halen bugün kız çocuklar için yapılan dikiş makinelerinde kullanılmaktadır. Günümüzde terzilerin ve ev kadınlarının makinelerindeki iki iplikli sistemi ilk düşünen Viyanalı Joseph Madersperger olmuştur. Madersperger üst ipliği delikli bir iğneden geçirerek alt kısma intikal ettirmiş, alt da içi iplikli bir mekik gidip gelmek suretiyle ilmekleri sağlamıştır.

Madersperger 32 yaşında ölmüş, keşfini geliştirmek fırsatını bulamamıştır. Fakat aynı tarihlerde yani 1837 yıllarında Viyanalı terzinin buluşundan haberi olmayan bir Amerikalı, Walter Hunt buna yakın bir prensibi uygulamış fakat geliştirmek imkânını bulamadığı için bırakmış, bir rivayete göre Elias Howe’a satmıştır .. Howe uzun yıllar dokuma makinelerinde çalışmış bir adamdı ve mekaniğe büyük merakı vardı. Bütün parasını ve vaktini dikiş makinesinin gelişimine hasretmişti. Bu çalışmalar sonucunda bugün de kullanılan bazı ufak detaylar bulmuş ve eklemişti. Makinesi dakikada üç yüz ilmik atabiliyordu .. Bu başarısı aynı konuda çalışmalar üzerinde ters bir etki yapmış, pek çok kimse buluşların kendilerine ait olduğunu iddia etmeye koyulmuşlardı. Bu arada İsaac Singer’le mahkemeye kadar düşmüş, talihini denemek üzere Amerika’yı bırakarak İngiltere’ye gitmişti. Burada yine uzun süren mücadelelerden sonra buluşunu kabul ettirebildi ve 1864 yılında patentini aldı.

Beri yanda İsaac Singer, Hawo’un makinesi üzerinde çalışıyor ve bu çalışmalar faydalı sonuçlar veriyordu. Meselâ yukardan inerek iğne yanından kumaşı bastıran ayak Singer’in buluşlarından biridir.

Dikiş makinesi artık günümüzdeki şeklini alıyor ve endüstrileşmeye gidiyordu. Bütün direnmeler boşa çıkmış, büyük terziler tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Singer ve bazı imalatçılar durumdan pek memnunken Elias Howe birdenbire yurda dönüverdi. İngiltere’deki çalışmaları boşa gitmiş, aldığı patente rağmen iflas etmiş, parasız kalmıştı. Dikiş makinesi imalatçılarının hepsini dava ederek hakkını aramaya çalıştı. Karşısına en büyük rakip olarak yine Singer çıkmıştı .. Singer bu defa çok iyi avukatlarla savunmasını yaptı, Hawe’un açtığı dava ikinci defa olarak düştü .. Bu mahkemenin ona faydası olmuş, bazı zenginler kendisine sermaye vererek bir fabrika kurmasını sağlamışlardı. Dikiş makinesine en son ve önemli buluşu yine Amerikalı bir mühendis olan Allen Wilson kattı .. Bu, mekik yerine aşağı yukarı dönerek hareket eden ikinci bir itici ve ortasındaki makaradan ibaretti. Alt iplik bu makaradan çıkıyor, itici ilmekleri düzenleyerek dikişin sağlam ve düzgün olmasını, makinenin sessiz çalışmasını sağlıyordu.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu