Kelimeler Yarım Kaldı

Bazen tanıdığımız gündelik bir kelime öyle özel bir tavırla söylenir ki sanki anlamı duygu yüklü ve coşku dolu bir kelime oluverir ve bizde yarattığı etkiye şaşarız. Bu kelime bir söyleyiş farkıyla yeni bir evren bulur, öyle bir ruh derinliğine iner ki onların, canımızın ateşi üstünde eridiğini duyarız. Bazen de bize tanımadığımız bir cihanın hazinelerini sunar, burada karşılaştığımız solmamış hislerin derin gözlerine, güzelliklerinin cesaretli hallerine dalar gideriz.

‘’ Alnımıza yazılan yazı uyarınca her parçası evrenin eşleşiyor diğer parçası ile. Nasıl Tanrı erkeğin kadının içine, birlikleriyle dünyayı yok olmaktan koruyacak isteği vermişse her varlık parçasına da diğer parçaya karşı istek aşıladı. ‘’  (Rumî)

Bu adeta kahramanlığın üsluplarına şefkatlerimizi katarak ve aşkların arzularına davranışları sararak, bize tatlarına artık tahammül edemediğimiz, acı içkiler gibi buruk gelir. Nedir ki bağlılığımızı söylerken, uyuyan aşk ateşini tutuşturmak için biz onları tasdik ettikçe içimizde inancımızın da arttığını duyarız. Bu güzel aşk oyunlarını nazik, imalı ve kurallarına uygun davranarak bir gizli perde biçiminde hatta belki de bir miktar karışarak, anlamlarına sürüklendiğimiz, ona, içimizde nitelik ve değer yüklediğimiz nefesler gibi seslenir ve ancak hayalî ile yaşarız. Böylelikle sevgiliye ilişkin bütün duygu ve düşünceler, gönülden duyumsanan sevgi ve saygı değerinden çıkar ve bununla insanî bir kimlik kazanır. Duyguların derinliklerinden gelen sözleri nazik, şefkatli sessizce kalbimize girer. Onsuz kalbin sesinin yankılanmadığı her düşünce ve eylem, insanı insanlığından edecek olan sırf aklın ve kişisel çıkarların egemenliğinde kalır. O, sanki sonsuzdadır, her şeyi evrene, kendisine doğru çeker. Ve bizi dar sınırlarımızın dışına çıkartıp sonsuza yöneltir. Onunla biz, sonsuza sahip olmak, onu kavramak, bir olmak dürtüsünün buyruğuna gireriz. Sevgili bütün hayranlığımızı, merakımızı uyandırır ve bizi kendisine çeker. Bizim için mutluluk yalnız onun vuslatıyla mümkün olabilir. Sanki yüksek bir ilahtan inip gelen ezeli bir aşk, mahrum ve yoksul ruhumuza, hasret kalmış varlığımıza yönelir ve bizi bütün sevecenliğiyle kendisine, yaşamın anlamına yaklaştırır. Belki de bu güzel aşk sevgilinin uzaklığına karışınca hiç dinmeyen ıstırabımız olur, onsuz kaldığımız uzun günler ve geceler içimizde ta ölüme kadar yarı gizlenen yarı duyulan üstü örtülü rahatsız ve kısa uykularımız olur. Belki de bu dünyada var oluşumuzun asıl nedeni, budur. Çünkü insan kendini soyutta değil, ancak somut olanda ortaya koyabilir, değişik boyutlarda ve olaylarda kendini tanıyabilir. Şimdi ise kelimeler ile hayat arasında hiçbir ilişki kalmamış gibi. Hayat akıp gidiyor, biz sadece o kelimelerin hayatı, hayatın kelimeleri doldurduğu o günlerde yaşamıyoruz ve gerçekten de kelimeler, hiçbir zaman günümüzde olduğu kadar sözde kalmamıştı sanırım. Sıkı baş dönmeleri yaşadık, şimdi hayat kelimelere, kelimeler hayata hiç aldırmıyor.

Vedat tarafından yayınlandı

Ne varsa bloğumda var!

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir