Biz İnsanları Kusurları İçin Severiz

Değer verdiğimiz gönlümüzün tatlı düşleri ve olmayacak iklimlerinde açılmış öyle sükûtları vardır ki bazen bir kalbi incitmekten korkarız bazen de meğer o kalbin çok uzun zamanlar kendi aymazlığımızdan incinmiş olduğunu öğreniriz. Ya da yaşadığımız, bir şey söylemeye imkânımız, riyaları dinlemeye vaktimiz olan günler çok geride kalmıştır, susarız.

Ne tuhaf kendimizi, kendimizden ne kadar uzak buluruz sanki yoksulluğumuz da bizimle beraber sürüklenir. Hayattaki bunca deneyimlerimiz çok defa en hakikatli dediğimiz oysaki en değersiz olanın anlamamıza kâfi gelmeyen yanıdır ve işte bunun içindir ki her kelime yalan, her yürek vefasız, her zaman bulduğumuz ise sonradan saflığımız ile olan biteni anımsamak istemeyişimizdir. Zamanın her şeyi unutturduğu ile yaşamak ve inkâr edilen fenalıkların gönlümüze saplanmış hançeri ile her defasında gölgelere çekilerek bizden çok şeyler alıp götürdüğünü, işitilen sözlerin eski mânâlarından boşaldığını duyumsarız.

Saygı ile yaşamaya teşebbüs ederken maksat ve gayelerden, kendi hesaplarına uygun görüşlerden o kadar tiksiniriz ki nerede ise insanın olmadığı bir yerde yaşamayı dahası oyalanmayı isteriz! Bize kıymet verebileceğimiz bir değeri değil, ancak kendi taşıdığı değersizliği getiren bir insana neden kalbimizi açarız ki? Esasen cevabını biliriz çünkü biz insanları kusurları için severiz.

Nedir ki bütün bu deneyimler bizi her şeye temkinli yaklaşmaya mecbur etmekte ve ruhumuzda takdis ettiğimiz erdemler, değerli olanı yapmaya zorlamaktadır. Evvelce de duyduğumuz fakat tecrübe etmiş olduğumuzu unutarak yaşadığımız gafletimiz bizi kendimize öyle bir getirir ki bundan böyle ne ölünür ne de alâkadar olunur.

Bir Cevap Yazın